logo


Dr. Mustafa ALPASLAN
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir

14.11.2013

3568 sayılı  Serbest  Muhasebecilik, Serbest Muhasebecilik Mali Müşavirlik  ve Yeminli Mali Müşavirlik Yasasına göre; serbest muhasebecilik hizmeti sunduğu bir mükellefinin defterlerinin incelenmesi sonucunda  bir faturanın  iki kez  kayıtlara alınması  sureti ile ilgili şirket hakkında yapılan cezalı  tarhiyat  dolayısıyla serbest  muhasebeciye kaçakçılığa iştirak nedeniyle  ceza davası açılmıştır.[1]  

Tartışma konusu  olay kısaca aşağıda özetlenmiştir:

Serbest muhasebecilik hizmetlerini sunduğu müşterisi olan bir limited şirketin, bir faturayı mükerrer kayıt  yaparak iki sefer deftere yazması  suretiyle  kaçakçılık suçuna iştirak ettiği iddiasıyla  muhasebeci hakkında  kamu davası açılmıştır. Açılan kamu davasının nedeni 213 sayılı VUK’nun 4369 sayılı  yasa ile değişik  344. maddesine göre cezalandırılarak  olayda mükellefle beraber vergi suçuna iştirak edildiği ileri sürülmüştür.

Tartışılan konuyla ilgili olarak vergi inceleme elemanı  ilgili şirket  hakkında cezalı tarhiyat önermiş, bu şirketin muhasebecisi hakkında ise basit bir rapor yazarak, belgesiz gider kaydı ile muhasebe hilesi yapmak suretiyle vergi ziyaına sebebiyet  verildiği gerekçesiyle  iştirak  fiilinin işlendiği  iddiasında bulunmuştur.

Konuyla ilgili olarak kendisi hakkında kamu  davası açılan meslek mensubu olayı vergi  mahkemesinde dava konusu  yapmıştır.  Açılan dava dolayısıyla vergi mahkemesi  aşağıdaki gerekçeler doğrultusunda  olayda  muhasebe hilesi olmadığı, mükerrer muhasebe kaydının muhasebe hilesi  sayılmayacağı, iştirak fiilinin oluşabilmesi için iştirak cezası açısından VUK 359. maddede tanımlanan bir anlamda  kaçakçılık fiilinin sübut bulmadığı vs nedenler doğrultusunda açılan dava  kabul edilmiştir.

Söz konusu kararın  hüküm fıkrası ve dayandığı gerekçe kısaca şöyledir:  

“ ……..

Ancak, davacının  adı geçen şirket yetkilileriyle  birlikte 359. maddede sayılan fiilleri irtikap ettiği  veya vergi ziyaına neden olan fiili bilinçli ve kasıtlı olarak işlediği hakkında somut ve hukuken geçerli bir tespit bulunmamaktadır. Cezayı gerektiren bir fiilin tüm unsurları  ile oluşmuş bulunduğu saptanmadıkça faile ceza uygulanamayacağı yolundaki genel ceza hukuku ilkesi idari cezalar için de geçerli bulunmakta olup,  aksi ispatlanmadıkça  faturanın  mükerrer olarak kaydedilmesinin sehven ve hata sonucu olduğunun kabulü gerekmektedir. Davacının her tür işlemleri hata boyutunu aşacak biçimde itiyat halinde getirdiği ve bilinçli olarak gerçekleştirdiği,  asıl mükellef olan şirketle vergiyi ziya uğratma konusunda bir organizasyon içinde bulunduğu kanıtlı da değildir.

Bu durumda davacıya atfedilen “muhasebe hilesi yaptığı” yönündeki isnadın hata sonucu gerçekleşebilecek mükerrer kayıt işlemiyle  örtüşmediği, iştirak cezası kesilebilmesi için 359. maddede tanımlanan anlamda  bir kaçakçılık fiilinin sübut bulmadığı anlaşıldığından, dava konusu cezada yasal isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, DAVANIN KABULÜNE, dava konusu vergi ziyaı cezalarının kaldırılmasına,  aşağıda dökümü yapılan …… TL yargılama giderinin ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen …….. TL avukatlık ücretinin davalı idare tarafından davacıya verilmesine, artan posta ücretinin istemi halinde davacıya iadesine, kararın tebliğini izleyen günden   itibaren 30 gün için İzmir Bölge İdare Mahkemesinde itiraz  yolu açık olmak üzere ……… günü karar verildi.” şeklinde karar verilmiştir.[2]

Bir başka fiil nedeniyle defterini tuttuğu ve muhasebeciliğini yaptığı şirkete sahte fatura kullanımı dolayısıyla muhasebeciye yapılan cezalı tarhiyat  dolayısıyla Danıştay 4. Dairesi meslek mensubunun davasını  kabul etmiştir.

Dava konusu olay  kısaca şöyle gelişmiştir:

Şirketin muhasebe kayıtlarının incelenmesi sonucunda sahte ve  muhteviyatı itibariyle yanıltıcı fatura düzenlediği iddiasıyla  ilgili şirkete  hem KDV ve hem de kurumlar vergisi yönünden cezalı  tarhiyat yapılmıştır. bu arada aynı şirketin muhasebeciliğini yapan meslek mensubuna da  bu konuyla ilgili olarak VUK mük. md. 227 hükmüne göre sorumluluk dolayısıyla  rapor düzenlenmiştir. Ve aynı zamanda hem şirket ve hem de meslek  mensubu hakkında kamu  davası  açılarak olay  ceza mahkemesine yansıtılmıştır.

Daha sonra taraflar konuyu vergi  mahkemesine yansıtarak tarhiyat  hakkında dava yargıya yansıtılmıştır.

Danıştay  4. Dairesi ise konuyla ilgili olarak verilen  9/3/2005 tarih ve E:2004/1877-K:2005/347 sayılı kararları gereğince,“Muhasebecinin sorumluluğu, imzaladıkları beyannamelerde yer alan bilgilerin defter kayıtlarına ve bu  kayıtların dayanağını oluşturan belgelere uygun olmamasından  doğmakta olup, şirketin düzenlediği faturalar karşılığında %5 komisyon  geliri  elde ettiği varsayımına dayanılarak 213 sayılı VUK’nun mük. 227. maddesi uyarınca  muhasebeci olan davacının sorumluluğuna gidilemeyeceği” şeklinde karar verilmiştir. [3]

Netice itibariyle, 2012 yılından sonra gelecekte muhasebecilik  ve mali müşavirlik  mesleği yeni TTK ve UFRS uygulamaları ile yeni bir şekil  alacaktır.  Bu mesleğin gelecekte  çok  önemli bir meslek olarak kabulü herkes tarafından  bilinmelidir.  Üniversite eğitiminden sonra muhasebe ve mali müşavirlik alanında eğitim yaparak, staj  yaparak bu  mesleği  kurallarına uygun  şekilde yerine getiren  meslektaşların  toplumda önemli yerlere gelmesi kaçınılmazdır.  Gelinen aşamada üniversite eğitimi almış bir çok  insanın  meslek seçiminde  problemler yaşadığı görülmektedir.  Gelecek dönemde üniversite bitirmemiş çok az insan kaldığı dikkate alınırsa meslekte uzmanlaşma gereği kendiliğinden ortaya çıkacaktır.  Mesleğin bundan sonraki sürecinde yeni TTK, genel kabul görmüş muhasebe ilkeleri, uluslararası finansal raporlama standartları ve ilgili diğer mevzuatların dikkatli yürütülmesinin gerektiği bir kez daha gün yüzüne çıkmaktadır. 


[1] Bu gibi davalar, esasen  mükellefin bizzat  kullandığı sahte fatura hakkında olabilir. Mükellefin sahte fatura düzenlemesi halinde de  bu gibi dava mükellef nezdinde açılır. Bu konu  içerisinde eğer mükellefin  3568 sayılı  yasaya göre unvan almış muhasebecisi mevcut ise, olaya yardımcı olmuş ise bu durumda meslek  mensubu  hakkında da dava açılabilir. Benzeri bir başka dava ise, sahte sigortalılar ile ilgili  işverenler hakkında ağır ceza mahkemesinde dava açılmasıdır. Yine böyle bir olayda işverenin muhasebecisinin konu  içerisinde yardımı veya iştiraki varsa işverenle beraber muhasebeci de ağır ceza mahkemesinde yargılanabilir.

[2] İzmir 4. Vergi Mahkemesinin,  17.11.2006 gün ve E:2006/670-K:2006/1086 sayılı kararları.  Ve ilgili  olarak  bkz.  Dnş. 3. D., 5.3.2009 gün ve E:2007/3120-K:2009/670 sayılı kararları.   Ayrıca bkz.  Dnş. 3.D.nin,  2.5.2011 gün  ve E:2009/4763-K:2011/1447 sayılı karar.  İzmir 4. Vergi Mahkemesinin, 17.04.2007 gün ve E:2006/630-K:2007/457 sayılı kararları. 

[3] Danıştay  4. Dairesinin, 9/3/2005 tarih ve E:2004/1877-K:2005/347 sayılı kararları.

 

Kaynak: www.MuhasebeTR.com 

Bloğa cevap ver