logo


Numan Emre Engin

21.12.2017

Son dönemde gündemin en önemli konusu Bitcoin. Özellikle kısa sürede artan fiyatıyla spekülatif yatırımcıların dikkatini çekmeyi başaran Bitcoin hakkında kafa karıştıran birçok açıklama yapılmakta. Genellikle devlet otoriteleri Bitcoin’e ihtiyatlı yaklaşmakta, Bitcoin’e “yatırım” yapılmaması hakkında uyarılar yapmakta. Hatta iş öyle bir düzeye geldi ki ekonomiyle ilgili kurumlar dışında Diyanet İşleri Başkanlığı dahi bu konuda fetva yayınladı. Peki nedir bu Bitcoin? Bitcoin üzerinden elde edilen gelirlerin ve yapılan işlemlerin vergisel durumunu belirleyebilmek için öncelikle Bitcoin’in tanımlanması gerekmektedir. Bitcoin bir para mıdır? Mal mıdır? Hizmet midir? Gayrimaddi bir hak mıdır? Yoksa nevi şahsına münhasır sanal bir “şey” midir? Öncelikle şu an için dünya üzerinde bu soruya net bir cevap verecek bir kişinin olduğunu düşünmüyorum.

Bitcoin’in kaderi, biraz da konu hakkında karar verici kamu otoritelerin onu hukuken nasıl tanımladıklarına bağlıdır. Bu tanımlama konusunda da ülkeler arasında bir yeknesaklık bulunmamaktadır. Ülkelerin büyük bir kısmı Bitcoin’e ilişkin olarak hukuki bir düzenleme yapmış değilken, bazı ülkeler yasaklamış, bazı ülkeler ise regülasyona tabi tutulup sanal para veya emtia olarak tanımlamıştır.

Bitcoin’i tanımlamadan önce aslında onun nasıl işlediği hakkında biraz fikir sahibi olmak gerekir. Kripto para Bitcoin fikri, ne tesadüfse 2008 yılındaki küresel finansal krizle aynı dönemde, Satoshi Nakamoto mahlas ismiyle yayınlanan, “Bitcoin: Uçtan Uca Elektronik Ödeme Sistemi” isimli makaleyle dünyaya duyurulmuştur. Sistem, Blok-zinciri (Block-Chain) denilen açık kaynaklı kod yazılımına dayanmaktadır. Aslında kripto para, blok-zincirinin uygulama alanlarından sadece bir tanesi olup temelde merkezi bir otorite tarafından yaratılmayan, çok karmaşık algoritmaların çözümü sonrasında madenciler tarafından üretilen ama kayıtların da bütün madenciler tarafından eş zamanlı olarak tutulduğu bir çeşit şifrelenmiş dijital paradır. Sistemin özünde adem-i merkeziyetçi bir yapı bulunmaktadır. Yani Bitcoin ve benzeri kripto paraların arkasında herhangi bir merkez bankası bulunmamaktadır. 21 milyon adetle sınırlanan Bitcoin’in fiyatı tamamen arz-talebe göre şekillenmektedir. Dolayısıyla bir balon olduğu ve fiyat volatilitesi çok yüksek olduğu yönündeki eleştirilerin haklılık payı vardır. Bununla birlikte, her geçen gün Bitcoin’e olan ilgi artmakta olup Bitcoin işlemleri yüzlerce milyar dolarlık işlem hacimlerine ulaşmıştır. Hatta artık Bitcoin/Dolar paritesi yatırımcılar tarafından takip edilen bir gösterge olmuştur. Bitcoin gibi yüzlerce altcoin vardır ve bunların değeri genellikle Bitcoin cinsinden ifade edilmekte, Bitcoin’in değeri ise ABD Doları cinsinden belirlenmektedir. Ancak Bitcoin’in işlem gördüğü düzenli bir borsa da bulunmamaktadır. Bazı ülkelerde münferit de olsa Bitcoin’e yönelik ATM para makinaları da bulunmaktadır. Bitcoin cinsinden ödemeleri kabul edeceğini açıklayan çok sayıda yerel ve global şirket de bulunmaktadır. Özetle Bitcoin’in artık bir fenomen olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Bitcoin genellikle dijital para olarak ifade edilmekle birlikte, şu an için “para” olduğu konusunda bir uzlaşı bulunmamaktadır. İktisat bilimine göre bir şeyin para olarak kabul edilebilmesi için en azından şu üç fonksiyonu ifa etmesi gerekir:

1) Değişim aracı olması,
2) Değer ölçüsü olması,
3) Tasarruf ve yatırım aracı olması.

(Bazı iktisatçılar dördüncü bir fonksiyon olarak vadeli ödeme aracı olmasını da eklemektedir.). Halihazırda Bitcoin’in bu fonksiyonların tamamını yerine getirdiğini ifade etmek mümkün değildir. Bitcoin’in bugün bir yatırım aracı olarak kullanıldığı ortadadır ama genel bir ödeme aracı ve değer ölçüsü olduğunu ifade etmek henüz mümkün değildir. Haliyle Bitcoin’in bir para olarak kabulü henüz mümkün gözükmemektedir. Bunun gerekçesi para tanımını tam olarak karşılamamasıdır. Akla bir merkez bankası tarafından basılmasa da bu fonksiyonları karşılayan bir şey para olarak kabul edilebilir mi sorusu gelebilir. Bu soruya Adam Smith “All money is a matter of belief (Para bir güven meselesidir)” şeklinde cevap vermektedir. Dolayısıyla Bitcoin’i kullananlar ona güvendikçe neden olmasın? Ancak hukuk düzeninin korumadığı bir paraya kimin güveneceği de ayrı bir soru elbette.

Türk hukuk sistemi Bitcoin ve benzeri kripto paralar konusunda bir düzenleme içermediği gibi mahkemelerce de bu yönde verilmiş herhangi bir karar bulunmamaktadır. BDDK ve SPK’nın basın açıklamaları ve bazı bakanların demeçleri dışında da kamu otoritelerince yapılmış resmi bir düzenleme mevcut değildir. Aslında bu durum çok normaldir. Çünkü diğer ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de Devlet, Bitcoin fenomenini anlamaya ve tanımlamaya çalışmaktadır. Uluslararası konjoktüre paralel olarak gelecekte belli yasal adımların atılması muhtemeldir, ancak şu an için bir belirsizlik olduğu muhakkak. Hukuk sistemi reel hayatın gerisinde kalmaktadır ama Bitcoin’in hukuk düzeninde bir yere henüz oturtulmamış olması Bitcoin üzerinden elde edilen gelirlerin ve yapılan işlemlerin vergilendirilmeyeceği anlamına gelmemektedir.

Her şeyden önce Bitcoin’e yatırım yapanların elde ettiği gelir, bu işleme aracılık edenlerin komisyonları ve Bitcoin madencilerinin bu faaliyetlerinden kazandıkları paranın vergilendirilmesi söz konusudur. Ayrıca bir sanal ürünün teslimi söz konusu olduğundan olayın bir de KDV yönü bulunmaktadır. Ayrıca Bitcoin üzerinden yapılan sözleşmelere yönelik damga vergisi söz konusu olabilmektedir. İşte Bitcoin’in tanımlanması bu açıdan önemlidir; çünkü yapılacak tanıma bağlı olarak farklı vergisel sonuçlara

Hukuk sistemimiz Bitcoin’i para olarak kabul etmemektedir. Mevzuatımızda elektronik paraya ilişkin 6493 sayılı “Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun” ile BDDK tarafından çıkarılan Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para İhracı İle Ödeme Kuruluşları ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Yönetmelik bulunmaktadır. Başta Bitcoin olmak üzere kripto paralar bu kanun ve yönetmelik kapsamına girmemektedir. Nitekim BDDK, 25 Kasım 2013 tarihli basın açıklamasında “Herhangi bir resmi ya da özel kuruluş tarafından ihraç edilmeyen ve karşılığı için güvence verilmeyen bir sanal para birimi olarak bilinen Bitcoin, mevcut yapısı ve işleyişi itibarıyla Kanun kapsamında elektronik para olarak değerlendirilmemekte, bu nedenle de söz konusu Kanun çerçevesinde gözetim ve denetimi mümkün görülmemektedir” ifadelerine yer vermiştir. Bu durumda, Bitcoin hukuk sistemimizce para veya elektronik para olarak kabul edilmediğinden vergisel sonuçları da buna ilişkin olacaktır. Bitcoin mevcut hukuk sistemimizde tanımlanan menkul veya gayrimenkul bir eşya değildir. Bir gayrimaddi hak olmadığı gibi fiziki bir emtia da değildir. En uygun çözüm nevi şahsına münhasır dijital bir eşya veya yatırım aracı olarak kabul edilmesidir. Vergi kanunları açısından da para olmayıp alım satıma konu sanal bir üründen (emtiadan) öteye gitmemektedir. Dolayısıyla, Bitcoin’in mevcut vergi mevzuatı karşısındaki durumu dijital bir emtia olarak yorumlanmalıdır.

Bu durumda, Bitcoin madencilerinin vergi kanunlarımız karşısındaki durumu bir imalatçıdan farksız olmaktadır. Bu faaliyetleri nedeniyle oluşan kazançları ticari kazanç veya kurum kazancı olarak vergiye tabi olup, bunların Türkiye’de gerçekleştirdikleri Bitcoin teslimleri de KDV’ye tabi olacaktır.

Kazanç 2017 yılı için 24 bin TL’yi aşarsa vergi alınabilir

Bitcoin alım satımı yapan gerçek kişilerin alım satım kazançları şartların oluşması halinde ticari kazanç olarak vergilenebilecektir. Bunun için bu alım satım işinin ticari bir faaliyet içerisinde yapılması gerekir. Maliye Bakanlığı öteden beri yıl içinde bir kereden fazla yapılan alım satım işlemlerinde ticari faaliyetin varlığını kabul edip kazancı vergileme eğilimi içerisindedir. Bu kazancın ticari kazanç olmadığı durumlarda ise arızi ticari kazanç elde edilmesi söz konusu olabilecektir. Bu durumda ise kazancın 2017 yılı için 24 bin TL’yi aşması halinde vergilendirilmesi mümkün olacaktır. Bitcoin alıp satan kurumların kazancı ise kurumlar vergisine tabidir. Ayrıca dönem sonlarında aktifl erinde Bitcoin varsa onu da değerlemeye tabi tutmalıdırlar. Değerleme ölçüsü ise Vergi Usul Kanunu’nun 289. maddesi uyarınca mukayyet değer üzerinden olacaktır. Bu durumda, kurumlar aktifl erindeki Bitcoin’leri satmadıkları sürece değer artışı üzerinden değerleme nedeniyle vergi vermeyeceklerdir. Ayrıca işlemlerin Türkiye’de gerçekleştirilmesi şartıyla, Bitcoin teslimleri KDV konusuna girmektedir. Dolayısıyla Bitcoin alım satımı sırasında KDV ödenmesi söz konusu olacaktır. Bitcoin alım satımına yönelik olarak yapılan sözleşmeler de damga vergisine tabidir. Bitcoin alım satımına aracılık eden şirketlerin ise Türkiye’de faaliyette bulunmaları kaydıyla, bu işlemler nedeniyle elde ettikleri komisyon gelirleri kurumlar vergisine tabi olacaktır. Görüldüğü üzere Bitcoin, hukuken tanımlanmamış olması nedeniyle, birçok bilinmezliği ve riski bünyesinde barındırmaktadır. Fiyatlarındaki volatilite, arkasında bir devlet otoritesinin olmaması, herhangi bir varlığa dayanmaması Bitcoin’in para, para piyasası aracı veya sermaye piyasası aracı olarak tanımlanmasını güçleştirmektedir. Bu tanımlama sıkıntısı kendisini vergisel alanda da göstermektedir. Bitcoin’i bir yatırım aracı görenlerin onun vergisel riskler taşıdığını bilmesi ve ona göre pozisyon almaları gerekmektedir. Bitcoin özelinde kripto paraların ve blok-zincirine dayanan diğer ürünlerin tanımlanması ve düzenlenmesi konusunda kamu otoriteleri gecikmeden aksiyon almalıdır.

Kaynak : Dünya Gazetesi