logo


Onur Çelik
Yeminli Mali Müşavir
onurr.celik@gmail.com

08.03.2018

Son zamanlarda görsel ve yazılı basında da gündem konusu olan, ülkemizde ve tüm Dünya’da konaklamaya yönelik rezervasyon oluşturma hizmeti veren bazı global web sitelerinin (örneğin booking.com) çalışma prensipleri ile verilen bu hizmetin Türkiye’de vergilendirilip vergilendirilmeme konusu epey tartışıldı.

Hatta Şubat ayı içerisinde Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Genel Sekreteri, “Eğer Booking.com Türkiye yasalarına uygun bir şirket kurup bizim üyelerimizle eşit koşullarda elde ettiği gelirin vergisini vermek suretiyle faaliyet gösterirse aksi rekabetten söz edemeyiz. Marka olarak da tabii ki güçlü olacaktır.” dedi.

Son gelişmeler böyle iken, konuyu gerek ulusal vergi hukukumuz gerekse uluslararası vergi düzenlemeleri çerçevesinde değerlendirmenin, kafalarda oluşan soru işaretlerini gidermek adına faydası olabileceğini düşünerek bu yazıyı kaleme aldık.

Ulusal ve Uluslararası Vergi Hukuku Bu Süreci Nasıl Ele Alıyor?

Kanuni ve yönetim merkezi sabit bir ülkede olmakla beraber teknoloji sayesinde Dünya üzerindeki bir çok ülkede yaşayanlara hizmet vermesi nedeniyle global bir kimliğe kavuşan elektronik ticaret sitelerinin, hangi ülke ya da ülkeler tarafından vergilendirileceği ve vergilendirme yöntemleri, uluslararası literatürde de tartışma konusu olmaktadır. Tartışmanın odağında ise “iş yeri” ve “daimi temsilci” kavramları yer almakta olup, sorunun çözümünün ise e-ticaret platformlarının bir “işyeri” statüsüne sahip olup olmadığının netleştirilmesine bağlı olduğu anlaşılmaktadır.

Kurumlar Vergisi Kanunu’na (KVK) göre,  kurumlar vergisi mükellefleri yurt dışında elde ettikleri kazançların Türkiye’de vergilendirilip vergilendirilmeyeceği bakımından, tam ve dar mükellefler olarak iki gruba ayrılmaktadırlar.

Dar mükellefiyette kurum kazancını oluşturan unsurlardan birisi, Vergi Usul Kanunu hükümlerine uygun Türkiye’de iş yeri olan veya daimî temsilci bulunduran yabancı kurumlar tarafından bu yerlerde veya bu temsilciler vasıtasıyla yapılan işlerden elde edilen ticarî kazançlardır.

Dar mükellef kurumların Türkiye’de ticari kazanç elde etmiş sayılabilmeleri için, söz konusu kazançları Vergi Usul Kanunu hükümlerine uygun olarak oluşturulmuş Türkiye’deki işyerleri veya daim temsilcileri aracılığıyla elde etmiş olmaları gerekmektedir.

İş yerinin tanımı Vergi Usul Kanunu’nun 156’ıncı maddesinde yapılmış olup, söz konusu maddeye göre; ticari, sınai, zirai ve mesleki faaliyette iş yeri; mağaza, yazıhane, idarehane, muayenehane, imalathane şube, depo, otel, kahvehane, eğlence ve spor yerleri, tarla, bağ, bahçe, çiftlik, hayvancılık tesisleri, dalyan ve voli mahalleri, madenler, taş ocakları, inşaat şantiyeleri, vapur büfeleri gibi ticari, sınai, zirai veya mesleki bir faaliyetin icrasına tahsis edilen veya bu faaliyetlerde kullanılan yerdir.

Daimi temsilci ise, Gelir Vergisi Kanunu’nun 8’inci maddesine göre; bir hizmet veya vekalet akdi ile temsil edilene bağlı olup, onun nam ve hesabına muayyen veya gayrimuayyen bir müddetle veya müteaddit ticari muameleler ifasına yetkili bulunan kimsedir.

Bilindiği üzere Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90’ıncı maddesine göre usulüne göre yürürlüğe konulmuş uluslararası anlaşmalar kanun hükmündedir ve iç hukuktan önce uygulanır.

Türkiye’nin diğer ülkelerle imzaladığı Çifte Vergilemeyi Önleme Anlaşmalarının (ÇVÖA) temelinde OECD modeli baz alınarak kurgulanan standart bir sistematik olduğundan anlaşmaların ilgili bölümleri incelendiğinde özetle şu sonuçlara ulaşılmaktadır;

i) Bir iş yerinin oluşumunun sabit bir yere bağlandığı, bu sabit yerlerin fabrika, atölye, büro, şube, yönetim gibi yerler olduğu ve bunların arasında yurtdışı kaynaklı elektronik ticaret sitelerine yer verilmediği,

ii) Sabit bir yerin bilgi sağlama, bilgi toplama, hazırlayıcı veya yardımcı karakter niteliği taşıyan diğer herhangi bir işin yapılması amacıyla elde tutulması halinde de, söz konusu sabit yerin yurtdışında mukim kişi ya da kurum için Türkiye’de var olan bir “iş yeri” olamayacağı hükmü nedeniyle Türkiye’de sabit bir yer olsa dahi, bu tarz yerlerin yurt dışında yerleşik e-ticaret siteleri için iş yeri olamayacağı,

iii) Türkiye’de mevcut her hangi bir kişi ya da kurum, yurtdışında yerleşik herhangi bir kişi ya da kurum adına hareket etmeye, onları temsil etmeye veya faaliyet göstermeye veya veyahut onlar adına sözleşme imzalamaya, bağlayıcı işlemler gerçekleştirmeye yetkili kılınmadıkları takdirde yurtdışındaki bu kişiler adına Türkiye’ de işyeri oluşmuş sayılamayacağı,

iv)Yurtdışında yerleşik kişi ya da kurumun, Türkiye’deki işlerini, bir genel komisyon acentası veya bağımsız statüde diğer herhangi bir acenta niteliğini haiz gerçek veya tüzel kişiler vasıtasıyla yürütmesi durumunda dahi Türkiye’de bir işyerine sahip olmadığı kabul edilmektedir.

Sonuç

Yurtdışında yerleşik elektronik ticaret sitelerinin Türkiye’ de her hangi bir iş yerinin oluşmaması veya bunların acentası veya temsilciliğinin bulunmadığı hallerde söz konusu e-ticaret sitelerinin Türkiye’de elde etmiş olduğu bir ticari kazancın bulunmadığı ve bu elde etmiş oldukları kazançların vergilendirme yetkisinin gerek Türk Vergi Kanunları gerekse de imzalanan Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmaları (ÇVÖA) uyarınca, e- ticaret sitelerinin mukim (yerleşik) oldukları devletlere ait olduğu anlaşılmaktadır.

Yine Türkiye ile diğer ülkeler arasında imzalanan Çifte Vergilemeyi Önleme Anlaşmalarının hemen hemen tamamında, elektronik ticaret platformlarının bir “işyeri” oluşturduğuna dair bir hükmün de bulunmadığı gözlemlenmektedir.

Bu nedenlerle Türkiye’nin,  internet üzerinden yurtdışından verilen hizmetten yararlanan ülke olarak, söz konusu ekonomik aktivite sonucu elde edilen gelirden vergilendirme suretiyle pay almayı arzu etmesi halinde, gerek kendi iç mevzuatına gerekse imzalayacağı Çifte Vergilemeyi Önleme Anlaşmalarına, elektronik ticaret platformlarının da kendisi açısından bir “işyeri” oluşturacağına dair düzenlemeleri adapte etmesi gerekmektedir.

 

Kaynak: www.MuhasebeTR.com