logo


Sedat Öngel
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
sedat.ongel@hotmail.com

28.08.2018

03.08.2017 tarihli 30143 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Bilirkişi Yönetmeliğinde Bilirkişi; “Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde oy ve görüşünü sözlü veya yazılı olarak vermesi için başvurulan gerçek veya özel hukuk tüzel kişisini” olarak tanımlanmıştır.

Bilirkişilerin Adli ve İdari (hukuk-ceza) her iki alanda birlikte bilirkişilik yapma yetkisi bulunmaktadır.

Bilirkişiler görevlerini ifa sürecin de;

  • Yetkinlik ve mesleki özen
  • Bağımsızlık
  • Dürüstlük ve tarafsızlık
  • Saygınlık ve güven
  • Görevi kabul yükümlülüğü
  •  Menfaat elde etme yasağı
  • Bildirim yükümlülüğü
  • Reklam yasağı

gibi etik ilkelere uymakla yükümlü olan kimselerdir.

Bilirkişilik Temel Eğitimi

  1. Bilirkişi faaliyetinin yürütülmesi ile ilgili temel, teorik ve pratik bilgileri içeren bilirkişilik temel eğitimi, beş yıllık meslekî kıdem kazanmış kişiler tarafından alınır.
  2. Temel eğitimin verilmesinde yüz yüze eğitim yöntemi uygulanır.
  3. Temel eğitim, on sekiz saati teorik ve altı saati uygulamalı olmak üzere en az yirmi dört ders saatinden oluşur.
  4. Teorik eğitim; yargılama hukukunun genel ilkeleri, bilirkişilik mevzuat hükümleri, bilirkişinin taşıması gereken nitelikler, bilirkişinin yetkileri ve yükümlülükleri, bilirkişinin uyması gereken temel ve etik ilkeler, ispat faaliyeti ve bilirkişi incelemesinin usul ve esasları, teknik konu-hukuki konu ayrımına ilişkin usul ve esaslar ile rapor yazım usul ve tekniğini kapsar.
  5. Uygulama eğitimi; UYAP Bilirkişi Bilgi Sisteminin kullanılması, katılımcıların bireysel veya heyet hâlinde sistematik teknikleri kullanma becerilerini geliştirmelerini sağlayacak örnek bir olaya ilişkin bilirkişi raporu düzenleme ile uygulama gözetimi faaliyetlerini içerir.
  6. Temel eğitime katılmak zorunlu olup eğitim kuruluşlarınca, katılımcıların derslere devam durumunu gösterir çizelge düzenlenir ve derslerin 1/12’sine devam etmeyenlerin eğitim programıyla ilişiği kesilir. Sağlıkla ilgili rapor veya diğer engeller devam zorunluluğunu ortadan kaldırmaz.
  7. Temel eğitim almış bilirkişi, sicile kaydedildiği tarihten itibaren üçüncü yılın içinde altı saatten az olmamak üzere EK-2’dc belirtilen yenileme eğitimine katılmak zorundadır. Yenileme eğitimine katılmayan bilirkişiler, bu eğitimi almadıkça bilirkişilik yapmak için yeniden başvuruda bulunamaz.

SMİYB DÜZENLEME/KULLANMA KONULARINA GENEL BAKIŞ

Vergi/Hesap Bilirkişilerinin uygulamada en çok karşılaştığı dava konularından biri de SMİYB Düzenleme/Kullanma konuları olarak karşımıza çıkmakta.

Vergi Müfettiş ve Müfettiş yardımcılarının Defter Belge İsteme Yazısı ile başlayan İnceleme Süreci mükellefin defter belgeleri ibraz etmesi ile bu belgeler üzerinden, ibraz yükümlülüğünü yerine getirmediği takdir de mükellefin vergi dairesi tarh dosyası kayıtlarında bulunan veriler ışığında inceleme süreci başlamakta.

SMİYB DÜZENLEME/KULLANMA DAVALARINDA DEĞERLENDİRME KISTASLARI VE YARGITAY KARARLARI SMİYB DÜZENLEYEN/KULLANAN MÜKELLEFLERİN BAZI ORTAK ÖZELLİKLERİ

  • Faaliyet gösterilecek alanlar mümkün olduğunca geniş tutulur.
  • İşyeri olarak belirttikleri adreste bir masa, bir telefon, birkaç sandalye ve koltuk bulunur, depoları ve şubeleri bulunmaz.
  • Bildirmiş oldukları adresler genelde bilinmeyen adresler olup, gerçek olması durumunda da sık sık adres değiştirip izlerini kaybettirme çabası içinde olurlar.
  • Gerçek bir faaliyette bulunuyormuş gibi vergi kanunlarında yer alan bazı yükümlülükleri ( defter tutma, beyanname verme) usulen yerine getirirler.
  • Çok kısa sürelerde milyonlarla ifade edilen ulaşmış görünmelerine rağmen ( yeterli sermaye araç-gereç ve formasyondan yoksun oldukları halde) hiç ya da cüzi miktarlarda vergi ödemektedirler.
  • Kısa sürelerde büyük miktarlarda mal alıp satmış gibi görünen ve ilgili dönem beyanları da buna bağlı olarak çok yüksek tutarlı olmasına rağmen ödenecek verginin çıkmadığının görüldüğü, çıkması durumunda da ödememektedirler.
  • Görünürde iş hacimlerinin çok yüksek olmasına rağmen söz konusu faaliyeti işçi çalıştırmaksızın ya da iş hacmiyle uyumlu olmayacak kadar az sayıda işçi çalıştırarak yürütürler.
  • Bu şahıs ve firmalar düzenledikleri sahte faturalara yine sahte faturalarla defterlerine mal ve hizmet alımı kaydı yaparlar.
  • Vergi incelemesinde tespit edildiklerinde ise, mali güçleri olmadığından ya da üzerilerine kayıtlı mal bulunmadığından maddi bir müeyyide uygulanamamakta, vergi ve cezalar tahsil edilememektedir.

Yukarıda sahte belge düzenleyen ve kullanan firmaların ortak birkaç özelliği sıralanmıştır. Bir faturanın muhteviyatı itibari ile yanıltıcı belge olup olmadığını pratikte kolay bir işlem değildir. Fakat fatura muhteviyatı ürünlerin ya da hizmetin gerçekten kullanılıp kullanılmadığının tespiti için bir takım fiillerin varlığının ispatına ihtiyaç vardır. Bu fiillerden birincisi mükellefin genel durumudur. Bu durumda söz konusu firmanın bu faturaları düzenlemeye ya da kullanmaya imkân tanıyan sayıda işçi çalıştırıp çalıştırmadığını veya işletmenin aktifin de kayıtlı motorlu taşıt ve gayrimenkulün bulunup bulunmadığı, üretim için yeterli teçhizat ve donanıma sahip olup olmadığı, işletme ile ilgili yeteli miktarda genel gider olup olmadığı, işletmenin fiilen ticari, sınai faaliyetinin olup olmadığı, işletmenin fiili faaliyet alanı ile düzenlenen faturaların içeriğinin olumsuz olup olmadığı hususları en sık rastlanan hususlardır. Bu görünümlere bakarak işletmenin söz konusu faturaları sahte veya yanıltıcı olarak düzenlemiş ya da kullanılmış olup olmayacağı hususunda bir karara varılır.

Görüldüğü üzere, bir faturanın gerçekten sahte olup olmadığı salt bir bakış açısı ile karara bağlanması mümkün değildir. Vergi inceleme elemanının aşağıdaki hususlara ayrı ayrı yer vermeden ve değerlendirme yapmadan sahte fatura ile ilgili tespitleri bir iddiadan öteye gitmeyecektir.

Düzenlenen ve sahte belge kullanılmasına ilişkin olan raporlarda, incelenen mükellefle söz konusu belgelerin düzenleyicisi mükellef/mükellefler arasında gerçek bir teslim ve/veya hizmetin bulunup bulunmadığına, herhangi bir ödeme bulunup bulunulmadığına, ödemenin şekli (banka, çek, senet, kasa, PTT, kredi kartı vb.),

Malın nakliyesi ile ilgili tespitlere veya sahte belge ticareti amacıyla mükellefiyet kaydı söz konusuysa düzenleyicinin mükellefiyet kaydının terkin edilip edinilmediğine ilişkin hususlara yer verilmesi,

Mükellefin söz konusu belgelerdeki mal ve/veya hizmetleri gerçekten alıp almadığının ilave çalışmalarla ( Kaydi envanter, randıman, karşıt inceleme ve tespit gibi) desteklemek suretiyle değerlendirilmesi,

Sahte belge oldukları tespit edilmiş olan belgelerin tutar ve maliyeti bazında tetkik edilerek, bu belgelerde yer alan ve/veya hizmetlerin mükellefin söz konusu dönemdeki iş ve işlemlerinin niteliğine, stok durumuna, sermaye ve ödeme kapasitesine uygun olup olmadığının değerlendirilmesi gereklidir.

Ayrıca Mal ve Para hareketlerinin ispatı da bu faturaların gerçek fatura olup olmadığı hususunda en ödemli delil niteliğindedir. Sahte veya yanıltıcı belge düzenlenmesi veya kullanılması fiillerinin tespitinde mal ve para hareketlerinin belirlenmesi özel önem taşır. Her ne kadar yukarı da değindiğimiz mükellefin genel durumu, sahte veya yanıltıcı belge düzenlenmesi veya kullanılması ihtimalleri konusunda belirli ipuçları verseler de, bu durumun “somut” olarak tespiti gereğini ortadan kaldırmazlar. Mal sirkülasyonunun izlenmesi, doğal olarak bu iş için öngörülen kayıt düzeninin tetkiki ile yapılabilir. Bu çerçeve de malın depolama, nakliye ve teslim durumlarının irsaliye, tartı fişi, sayım evrakı, ambar girişi, imalata sevk, nakliye faturası, sigorta poliçesi gibi belge ve kayıtlarla tevsiki aranır. Diğer açıdan mal ve hizmete ilişkin hareketlerin, bu mal ve hizmetlerin ödemesine ilişkin işlemler ile de uyumlu olması gerekir. Maliye Bakanlığı 332 sıra no’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile mükelleflere, ticari işlemleri ile nihai tüketicilerden mal veya hizmet bedeli olarak yapacakları 7.000,00 TL’yi aşan tahsilat ve ödemelerini; banka, özel finans kurumları veya Posta veya Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü aracılığıyla yapmaları ve bu kurumlarca düzenlenen belgeler ile tevsik etmeleri zorunluluğu getirilmiş olduğundan, bu rakamın üzerindeki mal ya da hizmet bedeli ödemelerinin nakit olarak yapılmış olması, düzenlenen belgenin gerçeğe aykırı olduğunun, önemli karinesidir.  Sahte olduğu ileri sürülen faturanın bedelinin çek veya banka gibi bir ödeme aracılığı ile yapılmış olması halinde faturanın sahteliğinden söz edilip edilemeyeceği hususundaki özellikle sorumluluk konusu (VUK m.11, KDVK m.9) başta olmak üzere yaygın kanaat, ödemenin banka aracılığı ile ya da çek düzenlenmesi yoluyla gerçekleştirildiğinde faturanın sahteliğinden söz edilemeyeceği şeklindedir. Yargı kararlarında da banka kanalı ile veya çek ile ödeme yapılması hususu dikkate alınan bir konudur.

YARGI KARARLARI

  • Danıştay 9. Dairesinin Esas No.2006/1722, Karar No.2007/1933

Faturaların sahte olduğunun, kesin ve somut tespitlerle ortaya konulması gerektiği hk.

  • Danıştay 7. Daire Esas N.2000/7368, K.20011/220

Bir faturanın gerçek durumu yansıtmadığının söylenebilmesi için, düzenleyenin ekonomik durumu, iştigal konusu, davacı kuruma satmış göründüğü emtia bakımından organizasyonu, işçi çalıştırıp çalıştırmadığı, emtia alışlarının niteliği, alım-satım için zorunlu veya bu işlemin doğal sonucu olan diğer işlemlerin gerçekleştirilme biçimi ile vergi ödevlerinin yerine getirilmesindeki özen gibi unsurlardan hareketle gerçek bir emtia akışının varlığının ortaya konulması gereklidir.

  • Danıştay 7. Dairesi 2005/372 Karar, 2003/1347 E.

“ Beyan ettikleri yüksek ciroları elde edecek sermayeye ve iş organizasyonuna sahip olmayan, yüksek cirolar beyan etmelerine karşın düşük tutarlı KDV ödeyen ya da hiç ödemeyen, işyerinde bulunmayan şirketler tarafından düzenlenen faturalar gerçek dışıdır.”

  • Danıştay 3. Dairesi 14.05.2003 tarih ve 2005/372 Karar

“ Alışların gerçek olmadığı sabit bulunan davacının satışlarının gerçek olduğunu ispatlayamamış olması bu faturaların komisyon karşılığı düzenlendiğinin kabulünü gerektirmekte olup, ispat külfetini idareye yükleyerek tarhiyatı kaldıran vergi mahkemesi kararında yasaya uygunluk görülmemiştir.”

  • Danıştay 9. Dairesi 17.10.1995 tarih ve 1995/2587 Karar

“ İşyerlerinde yapılan tespitlerde işyerlerinin boş olduğu faaliyetleri ile ilgili beyanname vermedikleri, işyeri adreslerinde başka mükelleflerin faaliyette bulunduğu, sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı fatura ticareti yapabilmek için vergi dairesine mükellefiyet tesis ettirip belge bastırdığı ve sonradan ortadan kayboldukları tespit edilen şahıslardan alınan faturalara itibar edilemez.”

Yukarıda bahsi geçen Yargı kararları, bahsi geçen dava konuların da emsal gösterilebilmektedir.

Son olarak Bilirkişilik Kurumu, Türk Yargı sistemi içinde bulunan sistemin ayrılmaz bir parçası olması, hâkimlerin davalarda çeşitli konularda görüşüne başvurması itibari ile önem arz eden bir müessese olmuştur. 2018 yılında “Uyap Bilirkişi Portal” üzerinden mahkemelerin görevlendirmeleri, mevcut alınan dosya sayısı, teslim edilen dosyalar, Reddiyat Tabloları ile Bilirkişiye çeşitli kolaylıklar saylanmış olsa da sistemsel altyapının geliştirilerek daha verimli kullanılması gerektiği aşikâr. Yazılan raporların, eskiden olduğu gibi halan mahkemeye gidilerek elden teslim zorunluluğu var. Görevlendirme konusunda adil bir dağıtım yapılmadığından, aktif rapor yazan Bilirkişiler ise kendisine tevdi edilen dosyalar da ki Bilirkişi Ücretlerinin düşük olması gibi şikâyet edilen birçok husus bulunmakta. Umarız yakın gelecekte bu sorunlar aşılarak, Seçkin bir kurum olan Bilirkişilik, hak ettiği seviyeye yükselir.

 

Kaynak: www.MuhasebeTR.com