logo


Zeki Gündüz

07.09.2018

Kurların hızlı yükselmesi “kur” konularını ister istemez ön plana çıkardı.
Gündemin başında da daha önce yabancı para cinsinden ifade edilerek düzenlenmiş faturaların ödenmesi aşamasında ortaya çıkan kur farklarının KDV’ye tabi olup olmadığı konusu var.

Danıştay 4. Dairesi’nin görüşü

KDV Genel Uygulama Tebliği’nin konuya ilişkin bölümlerinin iptaline ilişkin açılan davada, kur farklarının KDV’ye tabi olduğunu belirten tebliğ açıklamalarının yasaya uygun olduğuna karar vermiştir (18.05.2017 gün E:2014/4834, K:2017/4605). İlk derece mahkemesi olarak verilen bu karar Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu’nda temyiz edildi.

Danıştay VDDGK kararı

Danıştay VDDGK 13.12.2017 gün E:2017/548, K:2017/606 sayılı kararıyla, yukarıda bahsi geçen 4. Daire kararını, kur farklarının KDV’’ye tabi tutulmasına dönük kanunda açık bir hükmün bulunmaması gerekçesiyle bozmuştur.

Bozma kararının anlamı

Bu karar sonrası 4. Daire konuyu tekrar inceleyecek, ancak ısrar kararı veremeyecektir.
Henüz 4. Daire’den bir karar bildiğimiz kadarıyla çıkmamıştır. Dolayısıyla bahse konu tebliğ açıklaması halen iptal edilmemiştir. Ancak, bu konuda 4. Daire VDDGK kararına uyarak tebliğin ilgili bölümlerinin iptaline karar vermek zorunda kalacaktır.

Tebliğ açıklamaları halen yürürlüktedir

Tebliğ açıklamaları halen yürürlükte olduğundan, Mali İdare’ce aksi belirtilmedikçe, Türkiye’deki bir kişi veya kuruma kesilen faturalarla ilgili olarak, ödeme aşamasında oluşan kur farkları için fatura düzenlenmesini ve KDV uygulanmasını tavsiye ediyoruz.

Tebliğ yürürlükte kalsa bile

Danıştay 4. Dairesi VDDGK’ya uyarak bahse konu tebliğ bölümünü iptal etse bile, Mali İdare kanunun yorumundan hareketle her zaman kur farkının KDV’ye tabi olduğu görüşünden hareketle, KDV uygulamayanlara cezalı tarhiyat yapabilir.

VDDGK kararı bağlayıcı değildir

Tebliğ iptal edilir, tebliğ iptal edildikten sonra, Mali İdare henüz aksi bir düzenleme yapılmadan, kur farkına KDV uygulamayan bir mükellef hakkında tarhiyat yapar ve tarhiyat yargıya intikal ederse, konu ilk derece mahkemesinde görülecek ve normal yargı seyrini izleyecektir. Bu durumda şayet yargı süresinin sonunda yapılan tarhiyatın haklılığına hükmedilirse VUK’un 369. maddesinin ilk fıkrası gereği bizce ceza uygulanmaması ve gecikme faizi alınmaması gerekir.
Diğer bir deyişle tebliğin Danıştay 4. Daire’nin uyma kararı ile iptali sonrasında, yeni bir düzenleme yapılmadıkça, yargı sonucu VDDGK kararının aksine kur farkına KDV uygulanabileceğine hükmedilse bile ceza ve faiz uygulanamayacaktır.

Bizce;

VDDGK kararının KDV Kanunu’nun 20. maddesi de dikkate alındığında hatalı olduğunu düşünmekteyiz. Mevzuat gereği Türkiye’de iki mükellef arasında yapılan işlem TL yapılmak zorundadır. Dolayısıyla başka bir para cinsinden tarif edilse de faturada TL miktarını belirtmek zorunlu olduğu gibi, Türkiye’de kimseyi yabancı para cinsinden ödeme yapmaya zorlamak mümkün değildir. Hal böyle olunca, fatura tarihi sonrasında faturayı düzenleyen tarafa yapılan ilave ödeme, adı her ne olursa olsun, kanunda açıkça matraha dahil olmadığı müddetçe KDV’ye tabidir. Aksini düşünmek Türkiye’de başka paraların ticari hâkimiyeti anlamına gelebilecek, vergi matrahında büyük bir aşınmaya yol açabilecektir. Yargının bu kararını bedelin yabancı para cinsinden belirlenmesinin zorunlu olduğu, ödemenin yabancı para cinsinden yapıldığı, bir tarafı yurtdışında mukim kişiler olan işlemler için geçerli saymak daha doğru olacaktır. Bu kafa karışıklığının Mali İdare’ce bir an önce giderilmesinde fayda bulunmaktadır.

Kaynak : Dünya Gazetesi