logo


Zeki Gündüz

26.09.2018

Değerli DÜNYA okurları, listelediğim, paylaştığım öneriler veya değindiğim konular zaman zaman başlıkla tam uyuşmayabilir. Genel olarak ifade etmek gerekirse, bu başlık altında, işletmeler için gereksiz mali sorun haline dönüşen, kolayca çözümlenebilecek, yorum zorlamalarından kaynaklanan veya devlete mali bir yük getirmeden işletmeleri rahatlatacak veya ufak bir destekle olumlu etki yaratabilecek konulara da değinmeye çalışıyorum.

12- Nakit sermaye artışı desteğinde sorunlar

Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10. maddesinin 1/I bendinde düzenlenen nakit sermaye “indirim”i konusunda sorunlar yaşanmaktadır. Bu madde ile, özetle, nakit sermaye artışında bulunanlara, artırılan tutar için ticari kredi faizinin %50’sinin matrahtan indirebilme imkanı getirilmiştir.
a) Oran bu dönemde artırılarak, sanal faizin %100’ü halinde uygulanmalı,
b) Borcun sermayeye ilavesi, özellikle borcun işletmeye nakit olarak verilen tutarlara ilişkin kısmı nakit sermaye artışı sayılmalı ve bu hesapta dikkate alınmalıdır.
c) Sermaye avansının sadece aynı yıl olan kısmının nakit sayılıp, önceki yıldan sarkan kısmının nakit sayılmamasının bir mantığı bulunmamaktadır.
d) Emisyon primlerinin de nakit sermaye gibi dikkate alınması kanun amacına uygun olacaktır.

13- Küçük işletmelerin mali yükleri azaltılmalı, esnaf muaflığı maddesi gözden geçirilmelidir

Zamanın ruhuna aykırı olarak, evinde üretim yapıp internet sitesi üzerinden satış yapanlar dahi ticaretin büyüklüğüne bakılmaksızın esnaf muaflığından yararlandırılmamakta, hatta basit usulde bile değil doğrudan gerçek usulde vergilendirilmeye çalışılmaktadır.

Bu dönemde, özellikle gençleri, kadınları, küçük sanat erbabını ekonomiye dahil etme, üretici haline getirebilme imkanı verecek düzenlemelere ihtiyaç bulunmaktadır. Bizim ne yapıp edip “girişimci”, “üretici”, “ihracatçı” ruhu ateşlememiz, bu kavramları adeta kutsamamız gerekiyor.
Bunu sağlamaya dönük olarak da, başlangıçta, belirli (gerçekçi) bir ekonomik büyüklüğe erişene kadar, işletmelere hiçbir mali yük getirmemeliyiz. Buna her türlü harç, oda, dernek, birlik vb. aidatlar da dahil.

Bu durumun işsizliğin stabile edilmesi veya azaltılmasına katkıda bulunacağına, devlet üzerindeki sosyal sorumluluk yükünü azaltmaya katkıda bulunacağına inanıyorum.
Devlet sadece kayda alsın, izlesin, ancak engel olmasın, mali katkı beklemesin.

14- Gıda üretim ve güvenliği stratejik öncelikli

Aynı durum “tarım” için de elzem.

Türkiye başta tarım ve hayvancılık olmak üzere, “gıda üretimini” stratejik öncelikli hedef haline getirmek zorunda. Adeta savaşa hazırlanır gibi, askeri bir disiplin, planlama ve hızla gıda üretim ve güvenliğini sağlamak zorundayız. Bu stratejik öncelik çerçevesine uygun işletmelerde hiçbir mali yük bırakılmamalıdır.

15- Türkiye bir servis/hizmet merkezi haline gelebilir

Bu konuda gerek işletmelere, gerekse bu işletmelerde çalışanlara dönük indirim ve istisnalar varsa da yetersizdir.

Çalışanlar için getirilmiş gelir vergisi istisnasını tüm ücreti kapsar hale getirmek faydalı olabilir.
Özellikle kurların mevcut durumu, genel olarak ihracatta olduğu gibi, hizmetler için de rekabet avantajı yarattı.

Türkiye bu alanda Polonya, Bulgaristan, Macaristan, Hindistan vb. ülkelerle rekabet edebilecek seviyeye geldi.

Ancak, sadece vergi konusunda atılan adımlar yetmeyecek. Kişisel verilerin korunması, IT alt yapısı, iletişim alt yapısı, hızı, maliyeti, kolayca yabancı dil konuşabilen eleman bulabilme vb. çok yönlü bir yaklaşım gerekiyor. Hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik, kişisel hakların anayasal güvence altında bulunması konusunda güvenin pekiştirilmesi tüm yatırım unsurları gibi bu alan için de elzem.

Kaynak : Dünya Gazetesi